Murat ben. İstanbul’da yaşıyorum ama İstanbul’un bazı geceleri hâlâ bana sürprizlerle geliyor. O gece iş çıkışıydı… Yorgundum, sinirliydim ve yalnızdım. Nişantaşı’ndan Osmanbey metrosuna doğru yürürken içimde garip bir kıpırtı vardı. Sokak lambaları soluk, diğer insanlar aceleciydi. Ama benim içimde sabaha kadar sürecek bir arzunun kıvılcımı yanmaya başlamıştı.

Durakta biraz bekledim, bir sigara yaktım. Tam o sırada dikkatimi çeken biri oldu. Siyah mini elbisesiyle ve topuklularıyla tam karşımda duran uzun saçlı bir kadındı. Ama onu kadınlardan ayıran bir şey vardı: Bakışları. Kendine güvenen, meydan okuyan, davetkâr…
Bir süre göz göze geldik. O da farkındaydı. Yavaşça yanıma geldi, sesi kadifeydi:
“Canın biraz dolaşmak istiyor gibi… Yanlış mıyım?”
Gülümsedim.
“Yok, doğru sayılır,” dedim.
“Müsaitsen taksiye atlayalım, benim bildiğim güzel bir yer var,” dedi.
Ne yaptığımı bile anlamadan taksiye bindik. O an tek düşündüğüm şey, bu geceyi yaşamak ve bu sıradışı kadını daha yakından tanımaktı.
Yol boyunca konuşmadık. Elini dizime koyduğunda kalbim hızlandı. İstanbul travesti ilk deneyimimdi bu ve içimde bir tutku kadar merak da vardı. Taksi Şişli’den aşağı doğru indi. diğer Küçük, butik bir otelin önünde durduk. İçeri birlikte girdik. Lobideki adam göz ucuyla baktı ama ses etmedi. Sanki “Bunlar İstanbul gecelerine alışık,” der gibiydi.
Odaya çıkar çıkmaz elbisesini yavaşça çıkardı. Vücudu adeta sanat eseri gibiydi. Göğüsleri dolgundu, beli ince, bacakları ise uzun ve pürüzsüz. Ama asıl büyüleyici olan yüzündeki o şehvetle karışık huzur ifadesiydi.
Adını sormayı unuttuğumu fark ettim.
“Bu arada… İsmin neydi?”
“Banu,” dedi.
Osmanbey travesti camiasında tanınan biriymiş meğer. Beni ilk deneyimi gibi görmüyordu, ama öyle bir ilgiyle yaklaşıyordu ki sanki tek adam bendim. O an için sadece bana aitmiş gibi hissettim.
Yavaşça bana yaklaşarak gömleğimi açtı. Dudakları boynumda gezmeye başladı. Her nefesi içime işledi. Banu’nun teni yumuşak, kokusu baştan çıkarıcıydı. Ellerim vücudunda gezinirken o bana, “Yavaş ol,” dedi. “Sabaha kadar buradayız.” Ve öyle de oldu.
O gece, sadece cinsellik diğer, bir teslimiyet yaşadım, Banu sadece fiziksel bir zevk değil, ruhumu saran bir fırtınaydı.
Yatakta birbirimize sarılırken bana “İlk miydi?” diye sordu.
“Evet,” dedim.
“Belli oluyordu… Ama kötü değildin,” dedi gülerek.
Ses tonundaki alayla karışık tatlılık beni bile güldürdü.
Sabah ezanına yakın ayrıldım. Kapıyı kapatırken döndüm ve diğer kez baktım, Banu yorganın altında, saçları dağılmış, bana bir zafer gibi gülümsüyordu.
O günden sonra Osmanbey’den her geçişimde o durağa bakar oldum. Belki yine karşıma çıkar diye…
Çünkü bazı geceler sadece yaşanır, açıklanmaz.
